YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR
Musa Eroğlu'nun söylediği türkünün yaşanmış gerçek bir hikayesi var.
1945 yılında Ordu Fatsa'lı Dursun Ali Akinet, hasta olan anasını Hacettepe Hastanesi'ne götürür.
Hastalık gün geçtikçe ilerler; tabi hasta gerçekleri görmeye, hissetmeye başlıyor yavaş yavaş.
Oğlu tahlil sonuçlarını almaya giderken annesi oğlunun elini tutuyor ;" Oğlum gitme, gerek yok; yolun sonu görünüyor " diyor.
Yine de tahlil sonuçlarını almaya giden oğul, dönüşte anasının son nefesini verdiğini görür.
Dursun Ali Akinet, Fatsa'ya dönüş yolunda bu şiiri yazıyor.
Hz. Ömer ile Hz. Ebû Bekir'in çoçukları ( Allah hepsinde râzı olsun) sokakta oynarken Hz Ebû Bekir'in oğlu Ömer'in oğluna " Uzun emelli adamın oğlu " der.
Oğlu babasına durumu anlatınca Ömer derhal Resulullah'ın huzuruna gelir, durumu anlatır.
Resulullah Ebû Bekir'i de çağırır huzuruna.
Ya Ömer, ölüm sana ne kadar yakın der. Ömer akşam yattım, sabah kalkamayacak kadar der.
Ebû Bekir'e sorar aynı soruyu.
Ebû Bekir, nefes alıp vermeyecek kadar cevabını verir.
Gördün mü uzun emelli ( tûl ü emel) kimmiş der Allah Resulü.
Son bir hafta içinde üç tane tanıdık vefat etti.
Ah gavur Almanya! Komşularımız geçimleri için gittiler; zor iş şartlarında çalıştırdın, hasta olduktan sonra emekli ettin, epey bir hastalık çekerek vefat ettiler.
Çocukluk arkadaşımı yıllar sonra hasta halinde gördüğümde tanıyamamıştım. Çocukluk zamanını gözümün önüne getirdiğimde, katık olmadan, siyah çavdar bazlamasını iştahla nasıl yediğini hiç unutamıyorum.
Yıllardır İstanbul'da komşumun vefatı da ayrı bir üzdü .
Beş vakit namazı tamamen camide kılar, karda bile sabah namaz dönüşü eve girmez bahçede oyalanırdı.
İşrak namazını kılar, istirahate çekilirdi.
Aşırı tutumluydu, evlendikleri günde aldıkları çekyat iyice hırpalandığı halde atmaz, peçeteyi ikiye böler kullanırdı. Dışarda yeme içmeyi israf olarak görürdü.
Allah hepsine rahmet etsin, mekanları cennet olsun.
Bu gidişler bende derin izler bırakıyor. Kaygısız olduğum yalan.
Aşağıdan yukarıdan, yolun sonu görünüyor, her gün adaylığa biraz daha yaklaşıyoruz.
Kendi kendime soruyorum; o halde bu uzun emel niye!
En azından, varsa kalan ömrümüz; cenneti kazanmak için yaşayabilsek!
Zirâ, ölüm bir nefes derinden!














