KURAN'IN SOSYAL ALANINI KAPAMAK
Müslümanların, bir dava için yola çıktıklarını iddia edenlerin, önce dava ilkelerini içselleştirmeleri, sonra tatbik etmeleri, daha sonra anlatmaları; özellikle de örnek olmaları gerekir.
Yani lisan-ı hal sahibi olmaları elzemdir.
Aksi taktirde samimi olmaları, bir mesafe almaları mümkün değildir.
Önemine binaen ayet -i kerime ve hadis-i şeriflerden örneklerle konuyu izah etmeye gayret ettik.
Kur'an-ı Kerim'in içeriğine baktığımız zaman; insanlık, hayvanat ve alemin muhatap alınması adına, hiç bir alan boş bırakılmamıştır.
Elbette ki, olmaz sa olmaz olan namaz, oruç, hac, zekat vb. emirlerin yanında; daha çok sayıda, kapsamlı olarak, sosyal hayat, sosyoloji, psikoloji, erdemli davranış, birlikte yaşama, hak hukuka riayet etme, ahlak, edep, sözünde durma, güvenilir olma gibi konulara da geniş alan açmıştır.
Resulullah (sav) Efendimiz'e ilk vahy geldiğinde korkmuş, titremiş, eşi hz.Hatice'nin yanına gelerek durumu anlatmıştı.
Hz. Hatice: 'Hayır, Allah'a yemin ederim ki, Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların yüklerini çekersin, yoksula verir, hiçbir şeyi olmayana bağışta bulunursun, misafiri ağırlarsın, bir felakete uğrayana yardım edersin sözü ile sosyal muaşeret ilkelerini özetlemiş oluyor.
Yüce Mevla, ayetinde:
"Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?
Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır" (Saff suresi:2-3) ilahi emir ve ikazıyla, gerçekleri Müslümanların idrakine sunmuştur.
Muhammed Aleyhisselam:
“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, emin görüldüğü zaman / kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder, söz verdiğinde ise sözünden cayar.” (Buharî, İman, 24; Müslim, İmân 107-108) hatırlatması da dehşet ifade ediyor.
Kur'an-ı bâzı ibadet ve ritüellere indirgemek büyük sıkıntılara sebep olur, tamiri imkansız yaralar açar.














