GÖNÜL LEVHASINA GİRMEYE BAK
Göze girmeye, gözde yer etmeye çalışma; çünkü göz seni fazla saklayamaz, koruyamaz, kollayamaz, kalıcı olamazsın.
Gönüllere girmeye çalış ki, girdikten sonra oradan düşmek, silinmek imkansız hâl alır; ebedi hayata bile gönüllerde yolculuk yaparsın.
Gönüllere girmeyi başarmış, kâmil bir ruh haline sahip olanlar göze pek itibar etmez. Bazen istemese de, ferasetle bakanlar tarafından fark edilirler.
Göze girmeyi, görünmeyi, şov yapmayı; sıçramak, atlamak için hedefe koyanlar çürük bir ipe tutunmuş oluyorlar.
Bir gün düşecekleri muhakkaktır.
Zira gözden ev edinenler, bir gün o evin yıkılacağını bilmelidirler.
Gönüle girenler komşularla kavga etmez, kardeşce, bir diğerini öncülleyerek yaşarlar tıpkı Yermük Harbi'nde yaralanan sahabenin suyu içecekten, öte taraftan su su diye bağıran, dudakları susuzluktan kavrulan birine suyu içmeden göndermesi misali...
Gözleri değil, gönülleri mekan tutmuşlar; eğer gözlerde olsalardı; yakaladıkları kırpadaki suyu tamâmen bitirirler, bir başkasına bir damla bile vermezlerdi.
'Ben" yerine "biz" temel ölçüsü ; hakka hakikate ulaşma yolunda bir nefer olma samimiyeti ve gayreti; hakikatin zarar görmesine üzülme, başarmasına sevinebilme fazileti, erdemi ile şekillenen bir yolculuk; çok kutlu, yolcular ise çok bahtiyar kişilerdir.
Derinliği olmayan, cilalanmış, boyanmış, tamir edilip süslenmiş vitrin görüntüsü; hakikatten uzak; göz aldatması, göz yanılsamasından öte gidemez.
Uzaktan bakınca nice okyanus, deniz, göl zannedilen ovaların; yaklaşıldıkça birer serap olduklarının anlaşılması gibi vakalar; hep göze girmenin, gözde kalmanın, gözden bakmanın birer acı sunucudur.
Sofraya servis edilen leziz, enfes bir yemeği; garsonun yaptığını, hazırladığını düşünmek; arkadaki görünmez ustaların varlığını ve emeklerini yok saymak sığ düşünmek olur.
Gönüllerde yaşamanın, gönüllere girmenin tadına varanlar; göze girmeyi istemez, ellerinin tersi ile iterler.
Hakikat gözde değil, gönüllerde.














