ZULMÜN GÜNCELLENMESİ
Peygamberlerin varlık nedeni zulme ve her çeşidine karşı direniştir. Kitapların gönderilme gayesi ve hedefi de zulme karşı direniştir. Hiçbir peygamber zulmün ve şirkin egemen olduğu toplumlarda torun sahibi olamamışlardır. Onlar şu 3 seçenekten birini yaşamak durumunda kalmışlardır. Ya içinde bulundukları toplumu değiştirmişlerdir. Ya şehit edilmişlerdir. Ya da sürgün/Hicret etmek durumunda kalmışlardır.
Kitap ve sünnetin yani İslam’ın tanımına göre iman ettiğini söyleyen bir kadın ve erkeğin; öncelikli faaliyet alanı zulmün durdurulması ve adaletin egemen kılıma çabaları olmalıdır. Adaleti egemen kılma çabası ve mücadelesi olmayan biri, zahid görünümlüde olsa toplumda bir karşılığı olmayacağı bir gerçektir. Mücahidane söylemleri olsa da çevresel etkisi olmayacağı görülecektir.
Kişiyi inandırıcı kılan şey zulmü durdurma ve adaleti egemen kılma çalışmalardır. Tüm peygamberlerin ilk söz ve aktivitelerinin adalet yanlısı ve zulüm karşıtı olduğunu tarih kitapları yazar. Kur’an’da bunu ifade eder. Adalet taşıyıcısı olmayan bir kimsenin kitleleri arkasında sürüklemesi mümkün değildir.
Mekke’de zulmün sistemleştiği dönemde, son nebi gelmeden önce; zahidane hayat süren kişilerde vardı.Varaka Bin Nevfel. Ümeyye bin Ebi Salt, Zeyd bin Amr, Osman bin Huveyris, Abdullah bin Cahş ve Kuss bin Sâideonlardan bazıları. Ancak zahidane yaşamlarını toplumsallaştıramamışlardır. Zulmü kaldırıp yerine adaleti koyamadıkları için takipçileri olmamıştır. Toplumsal bir hareket ve direniş varedememişlerdir. Onların yaptıkları ibadetler, ezilenleri harekete geçirmeye yetmemiştir.
Son nebiyi öne çıkaran şey mazlumların sesi olmasıdır. Ezilenlerin, kölelerin, sömürülenlerin ve kimsesizlerin yanında olması ve zalimlere ki hiç birinin kimliğini sormaksızın karşısında durması; getirdiği dinin/sistemin gündeme gelmesi ve sonunda iktidar olmasını sağlamıştır. Hicret öncesi Mekke’de farz olan ibadet, davranış, hukuk kuralları yoktu. Namaz Mirac gecesinde farz olmuştu. Ama son nebi de ahlak ve adalet vardı. Zulme karşı olmak vardı. İşte bu nebevi ve insanı özellikler. O’nu (sav) ve arkadaşlarını zirveye taşıdı.
21. yy.da egemenlerin din anlayışı/dayatması pazar buldu. Ahlakın ve adaletin öne çıkarılmadığı; zulme karşı direnişin unutturulduğu bir Müslümanlık anlayışı. Öyle ki toplumsal etkileri olmayan bireysel dini emirlerin daha çok yaygınlaştırılması; zalimlerin iktidarını sonlandıracak eylemlerin arka plana atılması, o emirlere sıra gelmemesi, düşünülüp konuşulmaması ve pratiğe aktarılmaması adına bir projenin yürütüldüğü söz konusudur.
Zulüm anlayışının güncellenmesi elzemdir. Zalim denilince akla yalnızca Nemrut ve firavun geliyorsa; çağdaş küresel zalimlerin iktidarları daha uzun ömürlü olacak demektir. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler zalimdir. Çıplaklık zulümdür. Asgari ücret zulümdür. Enflasyon zulümdür. Faiz zulümdür. Çocukların anaokullarında unutulması zulümdür. Vardiya sistemi çalışma zulümdür. Yargı da davların sürüncem de kalması zulümdür. Faili meçhuller zulümdür. Adam öldürme zulümdür. Kötülüğün yaygınlaşmasına seyirci kalmak zulümdür. Düşünmeyi terk etmek zulümdür. Yasma, yargı ve yürütmenin İslami olmayışı zulümdür. Kendisi tok iken bir diğerinin aç kalması zulümdür. Kamu hırsızlığı zulümdür. Irkçılık zulümdür.Parti / mezhep / cemaat / tarikat / aşiret endeksli kardeşlik anlayışı zulümdür. Netanyahu zalimdir. Filistin’i ve doğu Türkistan’ı unutmak zulümdür.
Adalete götürmeyen ve zulme dur demeyen bir namazın anlamı yoktur. Evet, Şirk ve sistemleri en büyük zulümdür.














