FAİZLE ENFLASYON DÜŞMEZ, GÜVENLE DÜŞER
Faiz artar, talep düşer, enflasyon iner.
Peki Türkiye’de neden olmuyor?
Çünkü bu denklem, görünmeyen ama hayati bir varsayıma dayanır: güven. Bugün Türkiye’de sorun faizin seviyesi değil; faizin çalışacağı zeminin ciddi biçimde aşınmış olmasıdır.
Faiz Bir Silahsa, Mermisi Güvendir
Faiz tek başına mucize yaratmaz. Merkez bankaları faiz artırırken aslında şunu demek ister:
“Bugün harcamazsan, yarın daha ucuza alabilirsin.”
Türkiye’de bu cümle artık kimseyi ikna etmiyor. Uzun yıllar süren negatif reel faiz dönemi, toplumda kalıcı bir refleks yarattı:
“Bugün almazsam yarın alamam.”
Bu, rasyonel bir tüketim tercihi değil; açık bir hayatta kalma içgüdüsü. Ev sahibi olamayacağını kabullenen orta sınıf, parasını faize yatırıp beklemek yerine yeme-içmeye, tatile, kendini “iyi hissettiren” harcamalara yöneliyor. Böylece faizden bağımsız, hatta ona rağmen oluşan bir yaşam tarzı enflasyonu ortaya çıkıyor.
Hizmet Enflasyonu: Maliyetle Değil Hafızayla Fiyatlama
Faiz artışı, sanayi mallarında bir ölçüde etkili olabilir. Ama hizmet sektöründe tablo çok farklı.
Kira, özel okul, lokanta, sağlık hizmetleri…
Burada fiyatlar çoğu zaman maliyete bakılarak değil, geçmiş enflasyona bakılarak belirleniyor.
“Nasıl olsa her şey artıyor” düşüncesi, fiili bir fiyatlama kuralına dönüşmüş durumda. Faiz, bir mülk sahibinin ya da özel okulun “bu yıl da yüksek zam yapayım” kararına dokunamıyor. Bu yüzden hizmet enflasyonu yapışkan; yukarı çıkıyor ama aşağı inmiyor.
Faizin Türkiye’deki Tuhaf Etkisi: Talebi Kısmıyor, Besliyor
Normal şartlarda yüksek faiz talebi soğutur.
Türkiye’de ise garip bir çelişki var:
Parası olmayan için faiz: baskı
Parası olan için faiz: gelir
Mevduat ve para piyasası fonlarından elde edilen yüksek getiriler, belirli bir kesimin tüketim gücünü ayakta tutuyor. Yani faiz, talebi kısmak yerine talebi yeniden dağıtıyor.
Alt gelir grubu kemer sıkarken, üst gelir grubu harcamaya devam ediyor. Enflasyon düşmüyor; sadece sınıfsal bir forma bürünüyor.
Eksik Parça: Maliye Politikası
Merkez Bankası frene basıyor ama maliye politikası aynı yönde hareket etmiyorsa araç yavaşlamıyor.
Dolaylı vergilerle (KDV, ÖTV) talebi kısmaya çalışmak, faturayı yine dar gelirliye çıkarıyor. Servetten, yüksek kârdan, ranttan alınan dolaysız vergiler artırılmadıkça:
Talep dengelenmiyor
Gelir dağılımı daha da bozuluyor
Enflasyon toplumsal olarak kalıcılaşıyor
Asıl Risk: Üreticinin Oyundan Çıkması
Asıl tehlike tam da burada.
Talep, küçük ama güçlü bir kesim tarafından canlı tutulurken; yüksek faiz altında ezilen üretici üretimden çekilirse, bu kez sorun talep değil arz olur.
Yani daha az mal, daha yüksek fiyat ve çok daha inatçı bir enflasyon…
Son Söz
Türkiye’de enflasyon bir “faiz meselesi” değil.
Bu, güvenin, beklentilerin, gelir dağılımının ve kurumsal tutarlılığın meselesi.
Faiz elbette gerekli.
Ama tek başına bırakıldığında enflasyonu düşürmez; sadece yükü el değiştirir.














