Çevrimiçi Dünya’da Çevrimdışı İnsanlar
Merhaba sevgili okurlar.
Bugün dijitalleşen dünyada giderek yalnızlaşan insanlardan bahsetmek istiyorum. Çok farkında olmadığımız ancak sessizce yayılan bir virüs gibi hayatımıza yerleşen bir yalnızlıktan…
Yakın zamanda telefonumu kısa bir süreliğine bulamadığımda yaşadığım panik anı geldi aklıma. O birkaç dakika boyunca sanki dünyayla bağlantım tamamen kopmuş gibiydi. Çünkü artık telefonlarımız yalnızca bir iletişim aracı değil; hafızamızın, sosyal çevremizin, alışkanlıklarımızın ve hatta kimliğimizin bir parçası haline geldi.
Sonra cep telefonlarının henüz yaygınlaşmadığı yılları düşündüm. Hatta her evde telefon bulunmayan zamanları…
İnsanlar sabah evlerinden çıkıyor ve günümüz açısından düşündüğümüzde adeta bir bilinmezliğe gidiyordu. İş yerine sağ salim ulaştı mı, gün içinde başına bir şey geldi mi, eve ne zaman dönecek, neden gecikti gibi sorular; kişi eve dönene kadar cevapsız kalıyordu. Buna rağmen insanlar birbirine bugünkünden daha yakın hissediyordu.
Ardından internetin ilk yaygınlaştığı yıllar geldi aklıma. MSN isimli uygulama üzerinden yurt dışındaki akrabalarımızla uzun uzun konuşabildiğimiz günlerde yaşadığımız heyecanı hatırlıyorum. Çünkü o yıllarda Türkiye’den yurt dışına bir telefon görüşmesi yapmak ciddi finansal krizlere neden olabiliyordu. İnternet bize ilk kez iletişim özgürlüğü sağlıyordu.
Bugün geldiğimiz noktada iletişim artık küresel ölçekte erişilebilir bir ihtiyaç haline geldi. Dünyanın herhangi bir ülkesindeki herhangi biriyle saniyeler içinde görüntülü konuşabiliyoruz. Ancak garip bir şekilde artık eskisi kadar konuşmuyoruz.
İş yerinde, toplu taşıma araçlarında, kafelerde, yemek masalarında hatta arkadaş ortamlarında bile elimizden düşürmediğimiz telefonlarımızla birlikteyiz. Sürekli bağlantı halindeyiz ama çoğu zaman bulunduğumuz ortamdan kopuğuz. Aynı masada oturan insanlar bile birbirlerine değil ekranlara bakıyor. Peki tüm bu iletişim araçlarıyla gerçekten kiminle iletişim kuruyoruz?
Burada sosyal medya uygulamalarından bahsetmek gerekiyor.
Facebook isimli uygulamanın ilk ortaya çıktığı yılları hatırlıyorum. İnsanlar yıllardır görüşmediği okul arkadaşlarını buluyor, eski dostluklar yeniden kuruluyordu. Sosyal medyanın ilk ve en büyük vaatlerinden biri insanları bir araya getirmekti. Fakat zamanla iletişim yerini gösteriye bıraktı.
Artık anı yaşamıyor, anı biriktirmiyor; yaşadığımız her şeyi sergiliyoruz.O zamanlardan kalma bir espri olarak “Yediğim yemeği sosyal medyada paylaşamayacaksam yemek yemenin ne anlamı var “ cümlesini burada hatırlatmak istiyorum.
Belki de ilk büyük kırılma tam olarak buydu. İnsanlar hayatlarını paylaşıyor ve bu diğer insanlar tarafından büyük bir ilgi görüyordu.
Zaman içerisinde sosyal medya şirketleri insanların ilgisini kazanca dönüştürmenin yollarını geliştirdi. Paylaştığımız hayatlar beğeni topluyor, biz ekran başında daha fazla vakit geçirdikçe birileri daha fazla reklam alıyor, kazancını katlıyordu. Bildirimler ile sürekli uygulamalara geri çağrılmaya başladık. Ancak bu da yeterli olmadı.
Sıradaki hedef, kullanıcıyı uygulamanın içinde mümkün olduğunca uzun süre tutabilmekti.
Bunun için sonsuz kaydırma sistemleri geliştirildi. İnsan psikolojisini analiz eden algoritmalar üretildi. Ne izlediğimiz, neye güldüğümüz, neye üzüldüğümüz hatta hangi gönderiye birkaç saniye fazla baktığımız bile kayıt altına alınmaya başladı. İlgilendiğimiz bağlamda olan içerikler peş peşe önümüze düşmeye başladı. Farkında olmadan dijital bir bağımlılığın içine sürüklendik.
Bugün artık ünlü olmayan insanların bile yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca takipçisi var. Dünyanın farklı ülkelerinden insanlarla saniyeler içinde iletişim kurabilecek imkanlara sahibiz. Ancak buna rağmen konuşacak kimse bulamıyoruz.
Sürekli görünür haldeyiz ama gerçekten anlaşılıyor muyuz?
Yoksa beğeni ve etkileşim uğruna dijital bir onay bağımlılığına mı kapıldık?
Belki de modern insanın en büyük trajedisi; sesini bütün dünyaya duyurabilecek kadar güçlü imkanlara sahipken, gerçekten kimseye ulaşamamasıdır.
Teknoloji mesafeleri kısalttı ancak insanların arasında görünmez uçurumlar oluşturdu.
Aydınlık yarınlarda görüşmek üzere.















